Duyurular

Anamur ile ilgili genel bilgileri paylaştığımız web sayfamız açılmıştır. Herkese hayırlı olsun. Görüş ve düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız seviniriz


Vefat eden yakınlarınızın bilgilerini gönderin yayınlayalım.


Düğün, ölüm, sünnet vss duyurularınızı bize gönderin yayınlayalım.Bütün eş dostunuzun bilgisi olsun.


Mersin Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 15,9249   15,9536
EURO 16,8483   16,8786
       
Özlü Sözler
Geçinin sumağa ettiğini, sumak da geçiye eder...
Sponsorlarımız
TAHTACILAR HAKKINDA KÜÇÜK BİR ARAŞTIRMA

Tahtacılar, Alevi-Türkmen zümrelerinden biridir. Yakın zamana kadar ormanlık alanlarda ağaç işçiliğiyle geçimlerini sağlamış kapalı bir topluluktur. Ancak Cumhuriyetin ilanından sonra kapılarını dış dünyaya açmaya, konar-göçer yaşam tarzından yerleşik hayata geçmeye başlamışlardır. Yerleşik düzende eğitime önem verilmesi ve kültürel hayattaki değişimler Tahtacıları da etkilemiş ve kendilerine daha farklı meslekler edinmeye başlamışlardır. Bugün orman işlerinde çalışanlarının sayısı oldukça azalmıştır. Bu makalede Tahtacıların kökeni ve tarihi, bağlı bulundukları ocaklar ve Türkiye genelinde dağılım alanları üzerinde durulmuştur. Çalışmada öncelikle Tahtacıların kökeniyle ilgili öne sürülen görüşlere değinilmiş, ardından topluluğun köken ve tarihi konusu açıklanmıştır. Daha sonra Tahtacıların bağlı bulunduğu “Yanyatır Ocağı” ile “Hacı Emirli Ocağı” hakkında bilgi verilmiştir. Her iki ocakzâdenin bugün nerelerde dedelik yaptığı konusuna değinilmiştir. Makalenin son bölümünde ise Tahtacıların bugünkü yaşadığı yerler tanıtılmıştır. Konuyla ilgili daha önceki çalışmalar, topluluğun hangi illerde yaşadığını ortaya çıkartmıştır. Ancak bu bilgilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü bazı kaynaklarda isimleri sıralanan mahalle ve köylerde, bugün Tahtacıların yaşamadığı ya da kimi yerlerin isim değiştirdiği tespit edilmiştir. Bu bilgilerin güncellenmesi, Tahtacı oymaklarının belirlenmesi ve bu oymakların dini inanışlarının, örf ve âdetlerinin ortaya çıkartılması açısından önemlidir. Bu makalede sözlü kaynaklar yardımıyla Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Burdur, Çanakkale, Denizli, Gaziantep, Isparta, İzmir, Manisa, Muğla illerinde birçok yerleşim birimi tespit edilmiştir. Bu bilgiler saha çalışmalarında da araştırmacılara büyük kolaylık sağlayacaktır.

Tahtacılar, geçimlerini ağaç ve orman işçiliğiyle sağlamış ve bu nedenle özellikle ormanlık alanlarda ya da ağaç işçiliğinin yapılabildiği bölgelerde yaşamlarını sürdürmüş Alevi-Türkmen zümrelerinden biridir. Günümüzde ise Tahtacıların konar-göçer yaşam tarzından yerleşik düzene geçerek bir kısmının toprağa bağlandığı, bir kısmının da kendilerine daha farklı geçim kaynakları sağladığı görülmektedir. Türkçede “ağaç kesen, tahta biçen ve kereste işleriyle uğraşan kimse” anlamına gelen Tahtacı ve bir meslek adı olan tahtacılık, zaman içerisinde kendilerine özgü bir mezhep inanışının varlığına inanan bu topluluğu karşılar duruma gelmiştir (Fığlalı, 1981: 352). Öyle ki başlangıçta dağlarda, orman içlerinde, konar-göçer bir yaşam tarzı sürdürmüş olmaları, Tahtacıları içinde yaşadıkları sosyokültürel ortamdan ayırmış ve onların dinî inanç ve gelenekler bakımından hemen hemen hiçbir değişikliğe uğramadan yüzlerce yıl kapalı bir toplum hayatı sürdürmelerine neden olmuştur. Ancak 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerleşik düzene geçmeye başlamaları ve Cumhuriyet’in ilanından bu yana dışa açılmaları dinî, sosyal ve kültürel açıdan bir değişim süreci içerisine girmelerine neden olmuştur. Özellikle sonraki yıllarda köyden kente göç hareketinin başlaması, eğitime önem verilmesi, ayrıca şehir ortamının kendine özgü şartları topluluğun temel yapı taşlarında değişiklikler meydana getirmiştir. Bugün aralarında önemli denilebilecek bir sayıda okumuş insan bulunmakta ve bu kişiler ata mesleği dışında kendilerine çeşitli uğraş ve meslek edinmişlerdir. Bunun yanı sıra kent ortamında dedelerin toplum üzerindeki etkisi zayıflamış, taliplerin denetlenmesi ve cem için bir araya gelmeleri oldukça zorlaşmıştır. Tüm bu gelişmeler de topluluğun kapalılık özelliğini olumsuz yönde etkilemiştir.

Kendilerine özgü yaşam tarzları, inanç ve pratikleri, gelenek ve görenekleriyle son derece ilgi çekici olan Tahtacılar üzerine hem yabancı hem de yerli araştırmacılar tarafından topluluğun kökeni, tarihi, coğrafi dağılımı, dinî inanışları, âdetleriyle ilgili çeşitli çalışmalar da yapılmıştır.

Türkiyede’ki ilk çalışmaları 1900’lü yılların başında Köprülüzâde Mehmet Fuad, Süleyman Fikri, Baha Said, Hâmid Sâdi, Yusuf Ziya Yörükân gibi isimler başlatmış, sonrasında ise gerek Rıza Yetişen gibi topluluk mensupları tarafından gerekse Abdurrahman Yılmaz, Taha Toros gibi aralarında yaşayan ya da bulunan araştırmacılar tarafından toplulukla ilgili çalışmalar yapılmış, özellikle 1990’lı yıllardan sonra da Murat Küçük, Veli Asan, İsmail Engin, Nilgün Çıblak vd. araştırmacıların Tahtacıları konu alan çalışmalarıyla söz konusu topluluk daha yakından tanınır hale gelmiştir (Çıblak, 2005: 27-30). Bununla birlikte günümüzde sosyokültürel hayattaki gelişime paralel olarak Tahtacı yaşamının ve bu topluluğun yaşadığı coğrafi alanların da sürekli değişime uğradığı ve Türkiye genelinde Tahtacı yerleşim birimlerinin bir bütün halinde son şekliyle tespit edilemediği de bir gerçektir.

Tahtacıların yerleşim birimleriyle ilgili daha evvel yapılan çalışmalar topluluğun yoğun olarak hangi illerde yaşadığını ortaya çıkartması bakımından oldukça önemlidir. Bununla birlikte Tahtacı yerleşim birimi olarak gösterilen birçok yerleşim alanının bugün tekrar gözden geçirilmesi de gerekmektedir. Nitekim bazı kaynaklarda isimleri sıralanan mahalle ya da köylerde artık Tahtacıların yaşamadığı ya da kimi yerlerin isim değiştirdiği; bunun yanı sıra Alevi, Bektaşi ya da Abdal topluluklarına mensup taliplerin bulunduğu yerleşim birimlerinin de Tahtacılara aitmiş gibi gösterildiği tespit edilmiştir.

Türkiye’de yaşayan Tahtacıların günümüzdeki yerleşim birimlerinin ayrıntılı olarak tespit edilmesi; hem Tahtacı oymaklarının belirlenmesi, buna bağlı olarak bu oymakların dinî inanışları ve törenleri, gelenek-görenekleri, halk edebiyatı ürünleri, yaşam tarzları, hayata bakışı, kısacası sosyo-kültürel yapısı vb. özelliklerinin ortaya çıkartılması bakımından saha çalışmalarına katkı sağlayacak hem de bugün Türkiye genelinde yaşayan Tahtacı nüfusunun da sağlıklı olarak tespit edilebilmesinde yardımcı olacaktır. Bu düşünceden hareketle bu makalede Tahtacılar ve Tahtacı yerleşim birimleri ele alınıp incelenmiştir.

Makalede öncelikle Tahtacıların kimliği meselesine değinilmiş, ardından Tahtacıların bağlı bulundukları ocaklar ve ocak merkezleri tanıtılmıştır. Çalışmanın diğer aşamasında ise Tahtacıların yaşadığı tespit edilen yerleşim birimleri önce açıklanmış, sonrasında ise ekler kısmında tablo halinde sıralanmıştır. Tespit edilen yerleşim birimlerinin bütün Türkiye Tahtacılarını içine aldığını söylemek mümkün değildir, belirtilen yerleşim birimi sayısının saha çalışmaları neticesinde daha da arttırılabileceği ve böylelikle mevcut Tahtacı oymaklarının tamamının tespit edilebileceği unutulmamalıdır.

Çalışmanın oluşturulması aşamasında yazılı kaynaklardan, Tahtacı yerleşim birimlerinin belirlenmesinde ise ilgili şehirlerdeki Tahtacı Dernekleri ya da şubelerinin başkanları, topluluk mensupları gibi sözlü kaynaklardan yararlanılmıştır.

Tahtacıların Kökeni:

Tahtacıların kökeni konusunda araştırmacılar bugün dahi tam bir görüş birliğine varabilmiş değildir. Bu konuda hem yabancı hem de yerli araştırmacılar çeşitli görüşler öne sürmüştür.

Yabancı bilim adamları, araştırmacılar, özellikle 19. yüzyıldan itibaren Tahtacı ve Tahtacı kültürüyle ilgili başlattıkları araştırmalarında topluluğun kökeni meselesine de değinmişler ve bu konuda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Bunlardan bazısı şu şekildedir:

Antroplog Felix von Luschan’a göre Tahtacılar, Alevi olmakla birlikte güney Anadolu’nun ormanlık ve dağlık alanlarında yaşamış en eski topluluklardan biri olan Likyalıların devamıdır. Luschan her iki toplum üyeleri arasında antropometrik ölçülere dayanarak benzerlikler kurmuştur (Engin, 1998: 14-15). F. W. Hasluck da Likyalıların devamı olduğu görüşüne katılmakta ve bunların 14. yüzyılda Konya’dan gönderilen Şiî İslâm anlayışına sahip misyoner şeyhler aracılığıyla dinlerini değiştirip Şiî inanç biçimini benimsediklerini, bunun sonucunda da Türkler tarafından Alevi (Kızılbaş) olarak kabul edildiklerini belirtmektedir (Hasluck, 1973: 158-159).

Tahtacıların hem sosyal hem de dinsel kökenleriyle ilgilenen araştırmacılardan Carl Humann onları, “önceleri Hristiyan olup Hristiyanlığı unutan, zamanla korkudan İslâmiyet’e yönelen” bir topluluk olarak nitelemektedir. Küçük Asya’ya yaptığı gezilerin ardından Humann’ınkine benzer görüşler ileri süren Reisende Bent de bu topluluğun dininin kendileri tarafından “gizli bir din” olarak görüldüğünü, onlarda “Tanrı”, “İsa” ve “Kutsal Ruh” üçlemesinin bulunduğunu, dinî ayinlerde şarap içmelerinden yola çıkarak bu insanların Hristiyan kökenli olabileceğini varsaymaktadır (Engin, 1998: 68). Bu görüşlerin yanında Bent, Tahtacılardaki bu gizli dinde Hristiyanlık’tan önceki kültlerle karşılaşılmış olabileceği üzerinde durarak bu dinin bir kısmının Hristiyanlık’tan gelebileceğini veya Hristiyanlığın değişik bir şekli olabileceğini de belirtmektedir (Kehl, 1998: 10).

Tahtacıların Hristiyan asıllı oldukları görüşünün yanı sıra Hanry Raubinson gibi bazı araştırmacılar da bu insanları Yahudi kökenli göstermektedir (Toros, 1938: 9).

Franz Babinger ise Tahtacıların Şah İsmail zamanındaki Safevîlerle gelenek ve göreneklerinin benzerliğine dikkati çekerek onların 16. yüzyılın başlarında İran’dan Anadolu’ya göç ettirilmiş “Safevî tarikatının üyeleri İranlı göçmenler” olabileceğini ileri sürmüştür. Jean Roux, 16. yüzyıldaki Sünnî ve Şiî otorite arasındaki savaştan sonra Anadolu’daki Alevilerin yoğun olarak İran’a kaçtıklarını; bunun yanı sıra Tahtacıların da 19. yüzyılın sonlarında, bir ara tıpkı Safevî Devleti’nin koruması altına sığındıkları gibi, zamanın Şiî devleti koruması altına girip İran kimliğiyle özdeşleşme yolunu seçtiklerini belirterek Babinger’in bu görüşünü “kanıtlanmamış bir varsayım” olarak değerlendirmektedir (Engin, 1998: 26-27). Tahtacılar üzerine özellikle yabancı araştırmacılar tarafından yapılan ilk çalışmalar, bu topluluğun Türk olmadığı; sonradan Türkleştirildiği ya da kendilerine İslamiyeti kabul ettirildiği tezini işlemektedir. Buna göre toplumsal kökenleri yönünden Tahtacıları Likyalılar gibi çok eski toplulukların bir devamı olarak gösterenlerin yanında İranlı olabileceklerini öne sürenler de olmuştur. Dinî kökenleri bakımından ise bunların Hristiyan veya Yahudi oldukları, sonradan İslamiyet’i kabul etmek durumunda kaldıkları belirtilmiştir. Bu çalışmalar Tahtacılarla ilgili ilk araştırmalar olması ve bunların dinî inançları yönünden kapalı bir topluluk olduğunun ortaya çıkartılması açısından önem taşımakla birlikte Tahtacıların kökeni üzerine gerçekçi bilgiler sunmaktan uzak görünmektedir.

Yukarıdaki görüşlerin yanı sıra Tahtacıların kökenlerinin Orta Asya’dan geldiğini 19. yüzyılın ikinci yarısında yapmış oldukları çalışmalarla ortaya koyan Vambery ve Brown gibi yabancı araştırmacılar da vardır (Engin, 1998: 21). Konunun Türkiye’de ele alınıp tartışılmaya başlanması ise, daha önce de belirtildiği gibi, ancak 1920’li yıllardan sonra mümkün olmuş ve yapılan çalışmalar sonucunda birçok araştırmacı Tahtacıların Türk olduğunu, Türkçeden başka bir dil bilmediğini ve Orta Asya Türk örf ve âdetlerini hâlâ en güzel şekliyle korumaya devam ettiğini kabul etmiştir. Tahtacıların Türk olduklarının kabul edilmesinin ardından bu defa da söz konusu topluluğun hangi Türk boyundan geldiği konusuyla ilgili olarak özellikle yerli araştırmacılar tarafından çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Bunlardan bazısını aşağıdaki şekilde vermek mümkündür: Tahtacıların kökeniyle ilgili en yaygın görüşlerden birisi Tahtacıların Ağaçeri adı verilen Türk topluluğunun devamı olduğu şeklindedir.

Faruk Sümer’e göre Tahtacılar, 13. yüzyılın ikinci yarısının başlarında adından bahsedilmeye başlanan ve en eski göçebe Türkmen zümrelerinden birisi olup genellikle ormanlık alanlarda yaşamlarını sürdürmüş Ağaçerilerin bir uzantısıdır (Sümer, 1962: 528). Ziya Gökalp bu görüşe ilk kez 1923 yılında yayınlanan Türk Töresi adlı kitabında değinmiştir. Gökalp bu çalışmasında ağacın Türklerde kutsal kabul edildiğini gösteren bazı bilgiler sunduktan sonra “Ağaç-eri” adında Oğuz birliğine katılmış bir Türk boyunun bulunduğunu, bunların Oğuzlarla beraber Anadolu’ya geldiklerini ifade ederek Tahtacı olabileceklerini belirtmiştir (Ziya Gökalp, 1990: 39-40).

Zeki Velidî Togan’dan edinilen bilgiye göre Ağaçeriler 465 yılında Kafkasya’nın kuzeyinden Azerbaycan’a gelen ve Paikuli mahallinde bulunan bir Sasanî kitabesinde adı geçen bir boydur. Bundan sonraki kayıtlarda, Selçuklular dönemine gelinceye kadar, çok uzun bir süre, kayıtlarda adlarına rastlanılmamıştır. 1193 (h. 590) yılında Anadolu’ya gelerek Elbistan taraflarındaki ormanlık alanlara yerleştikleri görülmüştür (Togan, 1981: 170-171). Z. V. Togan, Ağaçerileri Oğuzlardan ayrı bir Türk boyu olarak kabul etmiş ve söz konusu topluluğun tarihiyle ilgili bu bilgileri vermiş ancak Tahtacılarla aralarında herhangi bir bağ kurmamıştır.

Tahtacıların Ağaçerilerden geldiğini kabul etmeyerek farklı görüş öne sürenler de bulunmaktadır. Bunlardan M. Şakir Ülkütaşır, Tahtacıların diğer Anadolu Alevileri gibi Babaî Türkmenlerinin torunları olduklarını, kendilerine bu adın ormanlarda oturup kereste imaliyle meşgul olmalarından dolayı verildiğini belirtmektedir (Ülkütaşır, 1968: 840). Alman bilim adamı Krisztina Kehl’e göre ise Tahtacı ve Ağaçeri kavramlarının anlam bakımından birbirlerine benzemesi, 13. ve 16. yüzyıllar arasında Ağaçerilerle Tahtacılar arasında tarihsel bir sürekliliğin tahmin edilmesi, ayrıca her iki topluluğun aynı yörelerde yaşamış olması bu tezi ilgi çekici kılmakla beraber yeterli belgeler olmadığı için bunu bir varsayım olarak kabul etmek gerekmektedir (Kehl, 1995: 107). Alevilik ve Bektaşilik üzerine alan araştırması yapmış olan Baha Said’e göre ise Tahtacılar, Osman Bey’e karşı savaşmak üzere Bizans İmparatoru’nun Tuna boylarından getirdiği Aktavlı Hristiyan Türkler (Türkopollar)’dir. Bunlar Çanakkale Boğazı kapatılınca geri dönemeyip Kazdağı (Edremit) civarında kalmışlardır (Birdoğan, 1995a: 80).

Tahtacılarla Ağaçerilerin aynı kökenden geldiği görüşüne katılmayan bir başka bilim adamı, Aleviler ve Tahtacılar konusunda ilk çalışmaları başlatanlardan birisi olan Yusuf Ziya Yörükân’dır. Yörükân’a göre Tahtacılar, Orta Asyalı Tahtahlar soyundan gelen büyük bir Türkmen grubunun uzantılarıdır; en eski Oğuz boylarından bazısı -Bayatlar, Çepniler, Bayındırlar, Afşarlar vb.- nasıl ki ilk adlarını muhafaza etmişlerse Tahtalılar veya Tahtahlar da aynı ismi günümüzde Tahtacılar şeklinde muhafaza etmiştir (Yörükân, 1998: 377-378). Bugün Tahtacıların Ağaçerilerin torunları olduğu görüşüne birçok bilim adamı ve araştırmacı katılmaktadır (Atalay, 1340: 16; Toros, 1938: 28; Yılmaz, 1948: 11; Sümer, 1962: 528; Çağatay, 1993: 669-670; Birdoğan, 1995b: 37; Küçük, 1995: 18; Engin, 1998: 59).

Faruk Sümer’den edinilen bilgilere göre Türkmen topluluğu olan Ağaçeriler, Moğol istilası sırasında Türkistan’dan Anadolu’ya göç etmiş, 1240 yılındaki Babailer isyanına katılmış ve bu isyandan kaçarak Maraş ve Malatya yörelerindeki ormanlık alanlara sığınmıştır (Sümer, 1998: 460). Nitekim tarihi kaynaklardan Maraş ve Malatya bölgelerinin ormanlık alanlarında yaşarken Ağaçerilerin, Selçuklu sultanları arasındaki çekişmeleri fırsat bilerek, etrafa akınlar düzenledikleri, yol kesip kervanları soydukları ve Selçuklu hükümdarı İzzed-Dîn Keykâvus’un 1257 yılında üzerlerine askeri birlik gönderdiği bilgisi edinilmektedir (İbn Bibi, 1996: 143-144). Ayrıca Moğol hükümdarı Hülâgû da, Anadolu’da nüfuz ve hakimiyet sağlayabilmek için 1260 yılında Ağaçerilerin üzerine ordu sevkederek bunlardan bir kısmını öldürmüş, bir kısmını tutsak almış, bir kısmının da Suriye’ye kaçmasına neden olmuştur. Bununla birlikte Moğollar Ağaçerilerin varlığını tamamen ortadan kaldıramamıştır. Nitekim 14. yüzyılın ikinci yarısına ait bir Memlûk inşâ kitabında yer alan çeşitli Türkmen boy ve oymak adları arasında Ağaçerilerin de adı geçmektedir. Buna göre Ağaçeriler 1378 yılında Çukurova’da görülmektedir. Yine 1394 yılında Sivas bölgesinin güney taraflarında Ağaçerilerin kargaşalıklar çıkardıkları ve Sivas kaymakamının Ağaçeri akınlarına karşı önlem aldığı öğrenilmektedir (Sümer, 1962: 523-526). Bu tarihten sonra Ağaçerilerin izi takip edilememekle birlikte Ağaçerilerden bir kolun 15. yüzyılda Karakoyunlu Türkmenleri ile birlikte İran’a gittikleri de kaynaklardan edinilen bilgiler arasındadır (Sümer, 1998: 461).

Safevi dönemine ait kaynaklarda da Ağaçerilerle ilgi herhangi bir bilgi yoktur. Ancak 18. yüzyıla ait Osmanlı Tebriz tahrir defterinde bu vilayete bağlı Ağaçeri adlı bir köyden bahsedilmektedir. Bugün İran’da Kūh-gilūya eyaletinde bir Ağaçeri topluluğu bulunmaktadır. Bu Ağaçeriler Afşar (Avşar), Begdili, Tilkû gibi çeşitli oymaklara ayrılmaktadır. Karakoyunlularla birlikte İran’a gitmeyenler ise daha çok ekonomik nedenlerle küçük obalara ayrılıp Anadolu’da geniş bir alana yayılmışlardır (Sümer, 1998: 461). Karakoyunlu hizmetinde bulunan Ağaçeri beylerinin daha çok Ali, Hasan, Hüseyin gibi adlar taşımaları ise tesadüf olmayıp bu topluluğun Şii inançlı olması konusundaki şüpheleri de arttırmaktadır (Sümer, 1962: 526-528).

Görüldüğü üzere Türkistan’dan Anadolu’ya göç ederek Maraş, Malatya civarlarına yerleştirilen Ağaçeriler, buradan Sivas ve Çukurova bölgelerine geçmişlerdir. Buna bağlı olarak da İran Moğolları, Dulkadiroğulları, Ak ve Karakoyunlular ve Anadolu Selçuklu sultanlarıyla aralarındaki siyasî sorunlar nedeniyle bir kısmı Suriye’de Halep’e bir kısmı da İran’da Tebriz civarına yerleşmişlerdir. İçlerinden bazısı Irak’a geçmiştir. Sonraki yıllarda bir kısmı Suriye ve Irak’tan tekrar Anadolu’ya gelmişlerdir (Çağatay, 1993: 670). Yukarıda verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere 13. yüzyılın ikinci yarısıyla 15. yüzyılın başlarına kadar kaynaklarda Ağaçerilerin izi sürülebilmektedir, ancak bu tarihten sonra söz konusu topluluk hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Tahtacı adı ise yazılı kaynaklarda ilk kez 16. yüzyıla ait Osmanlı tapu tahrir defterlerinde ve arşiv vesikalarında “cemâat-i tahtaciyân” şeklinde geçmektedir (Çağatay, 1993 : 669). Tahtacıların büyük çoğunluğu kendilerini Türkmen olarak tanıtır, zaten araştırmalar da onların Oğuz Türkmenlerinden olduğunu doğrulamaktadır. Anadolu’ya hangi koldan geldikleri konusunda ise Tahtacı ocaklarından Yanyatır ocakzadeleri, Bağdat ve Halep civarından Anadolu’ya geldiklerini ve içlerinden bazısının buralarda kaldığını, Anadolu’da ise öncelikle Malatya, Maraş civarına yerleştiklerini ve bu bölgeden de ayrılarak genel olarak güney ve batı kıyı şeridinde dağınık vaziyette bulunduklarını, hatta az sayıda da olsa Kıbrıs ve Midilli adaları gibi yerlere kadar uzandıklarını belirtmişlerdir (Yörükân, 1998: 149-177). Bu bilgiler bir araya getirildiğinde Ağaçeri Türkmenleriyle Tahtacılar arasında bir ilişki olabileceği akla gelmektedir. Buna göre Tahtacılarla Ağaçerilerin aynı bölgede bulunmaları, Anadolu’ya geliş istikametlerinin benzerliği, ormanlık alanlarda yaşayıp ağaç işçiliğiyle uğraşmaları, Tahtacı adının zikredilmeye başlandığı 16. yüzyıldan itibaren kaynaklarda Ağaçerilerden bahsedilmemesi ve her iki topluluğun da aynı inanç yapısı içerisinde bulunmaları nedeniyle Tahtacıların Ağaçeri Türkmenlerinin devamı olduğu düşüncesi kuvvetli bir varsayım olarak karşımızda durmaktadır.

Tahtacı Ocakları:

Tahtacılar, Alevi-Türkmen zümrelerinden biri olmakla birlikte diğer Anadolu Alevilerinden farklı özelliklere de sahiptir. Alevilerin büyük çoğunluğu Hacı Bektaş Veli Ocağı’nı tanımakta ve Hacı Bektaş’ın burun kanından hasıl olduklarını söyleyen Çelebileri ruhanî lider olarak kabul etmektedir. Yine Alevilerde birbirine bağlı ve silsile yoluyla taşınan bir teşkilât sistemi vardır. Buna göre üç beş köyün bir dedesi ve o dedenin bağlı olduğu diğer bir dede, onun da bağlı bulunduğu daha büyük bir dede olmak üzere sonunda Çelebi merkezine ulaşılır. Her dede bir türbenin hadimi olup o türbede yatan evliyanın evlâdı olduğunu iddia eder. Tahtacılar ise dinî merkez olarak Hacı Bektaş Ocağı’na bağlı olmadıklarını, ayrı pir evlerinin bulunduğunu belirtmektedir (Yörükân, 1929: 61).

Tahtacı dedeleri “ocak” denen ve kutsal saygınlığı olan iki soydan gelir; bunlardan biri İzmir’in daha evvel köy iken ilçeye dönüştürülen Narlıdere’deki Yanyatır Ocağı, diğeri Aydın’ın Germencik ilçesine bağlı Kızılcapınar Köyün’ndeki Hacı Emirli Ocağı’dır. Bu iki ocağın dedeleri birbirine bağlı olmadığı gibi bunların üstünde veya altında bir başka ocak dedesi de bulunmamaktadır. Bu ocaklara mensup dedelerden elde edilen bilgiye göre Çobanlı, Çaylak, Sivri Külâhlı, Cingöz, Üsküdarlı, Enseli, Ala Abalı, Çiçili, Mazıcı, Kâhyalı, Gökçeli, Nacarlı oymakları Yanyatır Ocağı’na bağlıdır. Şehepli, Kabakçı ve Aydınlı ise Hacı Emirli ocağına bağlı Tahtacı oymaklarıdır. Anadolu’nun değişik alanlarına dağılmış durumda olan bu oymaklardan Yanyatır Ocağı’na bağlı olanlarının en büyüğü ve diğerlerine karşı nüfuzlu olanı Çaylak Oymağı; Hacı Emirli Ocağı’na bağlı olanlar içerisinde ise Şehepli Oymağı’dır (Yörükân, 1998: 178-209). Yanyatır ve Hacı Emirli ocakları, Tahtacı oymaklarının bağlı bulundukları dinî merkezler olmasının yanı sıra Tahtacı dedelerinin de mensubu bulundukları soylardır. Bu iki soydan gelmeyen diğer Alevi dedeleri Tahtacılara dedelik yapamazlar. Aynı şekilde Tahtacı dedeleri de kendi ocaklarına bağlı olmayan Aleviler arasında dedelik görevini yürütemez. Yusuf Ziya Yörükân her iki ocağın dedeleriyle yaptığı görüşmelerden, Hacı Bektaş Ocağı’na bağlı olmayan Tahtacıların asıl mercilerinin Meşhed-i İmam Rıza olduğu, Meşhed’deki şeyhin defterinde Tahtacıların da isimlerinin bulunduğu, özellikle Yanyatır ocaklılarının İmam Rıza’dan oldukları, ayrıca silsilelerini Musa Kazım’a kadar çıkarttıkları bilgisini edinmiştir (Yörükân, 1998: 153). Yanyatır Ocağı’nın atası Durhasan Dede adında bir şahsiyet olup mezarı Adana’nın Ceyhan ilçesine bağlı Durhasandede Köyü’nde bulunmaktadır. Söz konusu mezar türbe haline dönüştürülerek hem Tahtacılar hem de çevrede yaşayan Aleviler tarafından en önemli ziyaret yerlerinden biri olmuştur. Türbenin bulunduğu köyün önceki adı Evci’dir, ancak Durhasan Dede’nin burada vefat etmesi nedeniyle köyün adı Durhasandede Köyü olarak değiştirilmiştir. Köyde oturanlar Ala Abalı Oymağı’na bağlı Tahtacılardır. Yörükân’dan edindiğimiz bilgiye göre Maraş işi alaca nakışlı aba giymelerinden dolayı kendilerine “Ala Abalı” adı verilmiştir (Yörükân, 1998: 151).Yanyatır ailesine bağlı ocaklı dedeler, Tahtacıların Bağdat civarından hareket ettikten sonra uzun bir süre Çukurova’da, Ceyhan (Adana) civarında kaldıklarını, buradan da ilk önce Edremit’teki Kazdağı eteklerine sonra kasabalara ve Narlıdere(İzmir)’ye yerleştiklerini belirtmişlerdir. Ocaklı dedeler, bugün de Narlıdere’de yaşamakta, ancak aşiretin büyük bir bölümü değişik yerleşim alanlarına dağılmış durumdadır (Yörükân, 1998: 150-151).

Hacı Emirli Ocağı’nın atası ise Gaziantep’in İslâhiye ilçesine bağlı Çerçili Köyü’nde yatan İbrahim Sânî’dir. Bugün türbenin bulunduğu köyde Tahtacı yoktur, buradaki halkın tamamı Sünni’dir, ancak yakın köy olan Kabaklar’da İbrahim Sani’nin soyundan geldiğini belirten sülale yaşamakta ve türbenin bakımını da üstlenmektedir. Günümüzde İbrahim Sani’nin türbesi Adana, Mersin vb. çevre illerin yanı sıra Aydın ve Denizli yöresinden de birçok Tahtacı tarafından ziyaret edilmektedir. Halk arasında İbrahim Sânî Baba ya da asker olması nedeniyle İbrahim Bölükbaşı adı verilen bu zatın Maraş civarından Gaziantep’e geldiği ve burada çıkan bir çatışmada şehit düştüğü ve şehit düştüğü yerin de şimdiki türbenin bulunduğu yer olduğu rivayet edilmektedir. Bunun yanı sıra pirin ölümünün ardından evladı El Seydi Şıh İsmail, sonra İsmail’in evladı Hacı Emir bir süre bu yerde türbedarlık görevini yürütmüştür. Hacı Emir evladlarından Halil Paşa hem mürşitlik hem de türbedarlık yapmış ancak bu dönemde aşiretler arasında çıkan geçimsizlik nedeniyle Halil Paşa ve ailesi bazı aşiretlerle birlikte Ege bölgesine geçmiş, içlerinden bir kısmı İzmir’e kendisi ise Aydın’ın Kızılcapınar Köyü (Germencik)’ne yerleşmiş, mürşitlik görevini burada devam ettirmiştir (K.11). Yusuf Ziya Yörükân da Kızılcapınar’daki ocaklı dedelerle yaptığı görüşmelerden adını İbrahim Sânî’den alan Sânî Bey ile ağabeyi Halil Bey’in babalarının, Abdülhamid döneminde büyük bir mevki sahibi olduğunu ve paşa ünvanını aldığını; Sânî Bey’in Kızılcapınar’da ağabeyi Halil Bey’in ise İzmir Bulgurca Köyü’nde dedelik görevini sürdürdüğünü, Kızılcapınar’daki ocaklı dedelere Hacı Emirli denildiğini belirtmektedir. (Yörükân, 1998: 165). Adı geçen her iki ocakzâdenin yukarıda bahsi geçen Halil Paşa’nın oğulları olduğu düşünülmektedir.

Hacı Emirli ocakzadeleri arasında da İbrahim Sânî’nin Mûsâ Kâzım’dan geldiği şeklinde yaygın bir inanış mevcuttur (Yörükân, 1998: 166-167). Günümüzde hem Yanyatır Ocağı hem de Hacı Emirli Ocağı’na bağlı dedeler, köylerinde ve kendilerine bağlı diğer köylerde dedelik görevlerini yerine getirmektedir. Ancak sosyokültürel hayattaki değişmeler nedeniyle, geleneklerin eskisi gibi yaşatılamadığı hatta bazı köylere dedelerin dahi gidemediği bilinen bir gerçektir. Bu da dinî inanışlarla ilgili birçok bilgiyi dedelerden sözlü olarak öğrenen talipleri, kendi öğretilerine sahip çıkma ve uygulama açısından olumsuz yönde etkilemektedir.

Tahtacı Yerleşim Birimleri

Tahtacıların bağlı bulunduğu Yanyatır Ocağı mensuplarının Maraş yöresinden önce Adana’ya oradan Kazdağı eteklerine ve İzmir Narlıdere’ye; aynı şekilde Hacı Emirli Ocağı’nın mensuplarının da Maraş’tan İslahiye’ye ve ardından İzmir ve Aydın civarına gitmesi; ayrıca her iki ocağın atası kabul edilen Durhasan Dede ile İbrahim Sânî’ye ait türbelerin Ceyhan ve İslahiye’de bulunması, Tahtacıların Anadolu’nun çeşitli bölgelerine Çukurova yöresinden dağıldıklarını göstermektedir. Bugün Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Burdur, Çanakkale, Denizli, Gaziantep, Isparta, İzmir, Manisa, Muğla illerindeki çeşitli yerleşim birimlerinde birçok Tahtacı yaşamaktadır. Bu alanlar incelendiğinde, her ne kadar Tahtacılar konar göçer yaşam tarzını bırakıp yerleşik düzene geçmiş ve şehir merkezlerine kadar uzanmış olsalar da, bunların daha çok kıyı şeridinde ve özellikle de orman işçiliğinin yapılabildiği bölgeler olduğu görülmektedir. Tahtacıların kökenini, tarihini, dinî inanışlarını, örf ve âdetlerini, yaşam tarzını vb. konu edinen bazı çalışmalar, bugüne kadar topluluğun yaşadığı yerleşim alanları hakkında bir fikir vermiştir. Bu tür çalışmalardan bir kısmı ya sadece bir yörede yaşayan Tahtacıları ya da genel anlamda topluluğu konu edinmiştir. Bunlar arasında müze müdürlüğü görevlerinde bulunmuş Süleyman Fikri (1927: 477-489) ve Naci Kum Atabeyli (1940: 203-212)’nin etnografik çalışmaları Antalya yöresindeki Tahtacıları ve onların yaşadıkları yerleşim birimlerini tanıtmış; İzmir Narlıdere’de öğretmenlik yapmış olan Abdurrahman Yılmaz (1948:9) aralarında görev yaptığı Narlıdere’deki Tahtacıları; 1950’li yılların başından 1971 yılına kadar Türk Folklor Araştırmaları Dergisi’nde İzmir’deki Naldöken Tahtacıları üzerine yayınladığı seri makalelerin ilkinde ise Rıza Yetişen (1950:263-265) söz konusu yerleşim birimini tanıtmış, sonrasında ise 46 yıllık derlemelerini içeren kitabında da İzmir’deki Tahtacı yerleşim merkezlerini belirlemiştir (Yetişen, 1986:5). İzmir’deki Tahtacı yerleşimleri hakkında fikir veren bir başka çalışma ise Murat Küçük’e aittir (1995:37-42). Kemal Özbayrı (1972: 23) ise Ege ve Akdeniz bölgelerindeki Tahtacılarla Yörükleri konu edindiği çalışmasında Çukurova’daki Tahtacı köylerini tespit etmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise hazırladığı doktora teziyle İsmail Engin Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Akçaeniş Tahtacıları üzerinde durmuş (1993:99), sonrasında “Tahtacılar” başlıklı kitabının ekler kısmında ise Peter Alford.Andrews’in “Ethnic Groups in the Republic of Turkey” adlı çalışmasından alıntı yaparak tüm Türkiye Tahtacılarının yaşadıkları merkezleri sıralamıştır (Engin, 1998:113-119). Yine bu yıllarda yazdığı sosyo-antropolojik araştırmasında Orhan Türkdoğan (1995:53-65; 116- 217) Muğla, Aydın ve İzmir’deki yerleşim merkezlerinden bahsetmiş; bir başka antropolog Sabri Çakır da Tahtacılarla ilgili alan araştırmasının sonucunda Burdur’daki Tahtacıları belirlemiştir (1996:12-35). Nilgün Çıblak ise Mersin Tahtacılarını konu edindiği halkbilimi içerikli doktora çalışmasında söz konusu ildeki yerleşim birimlerini ayrıntılı olarak tanıtmıştır (Çıblak, 1995: 4-26).

Aleviler ve Tahtacılar üzerine 1920’li yıllarda alan araştırması yapan ve Tahtacı ocaklarını belirleyerek ocakzâdelerden toplulukla ilgili önemli bilgiler edinen Yusuf Ziya Yörükân da çalışmasının ilgili bölümlerinde Türkiye genelinde Tahtacı yerleşim birimlerini oymaklara göre tespit etmiş ve bu araştırmanın sonuçlarını Dârü’l-Fünun İlahiyat Fakültesi Mecmuası’nın 13. sayısında yayımlamıştır (Yörükân, 1929: 59-72). Tahtacılar ile ilgili daha pek çok çalışma vardır ve bu çalışmalar, Türkiye genelinde Tahtacı yerleşim birimlerinin adı, tarihi, kimi zaman da nüfusu hakkında bilgi vermektedir. Ancak daha evvel de bahsettiğimiz gibi, bunlardan bir kısmı sadece belirli yöredeki Tahtacıları konu edinmekte ve konuyla ilgili araştırmada bulunacak olanlar için bunların bir araya getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca Türkiye genelinde Tahtacı yerleşimlerini tanıtan çalışmalardan bazısının ise mutlaka gözden geçirilerek güncellenmesi gerekmektedir. Zira bu kaynaklarda Tahtacı yerleşim birimi olarak gösterilen kimi yerlerde topluluk mensuplarının artık yaşamadığı ya da buralarda Bektaşi ya da Abdal topluluklarının ikâmet ettiği, kimi zaman da yerleşim birimlerinin mahalle iken köye ya da beldeye dönüştüğü araştırmalarımız sonucunda tespit edilmiştir. Türkiye genelinde Tahtacı yerleşim birimlerinin tespit edilmesinde, daha evvel yapılmış bu çalışmaların yanı sıra özellikle Tahtacı Dernek başkanları, konuyla ilgilenen araştırmacılar ile bu illerde yaşayan lisans ve yüksek lisans öğrencileri yardımcı olmuşlardır1 . Bu çalışmada toplam 160 yerleşim birimi tespit edilmiştir. Buna göre Adana’da 8 (1’i mahalle, 7’si köy); Antalya’da 18 (9’u mahalle, 9’u köy); Aydın’da 17 (5’i mahalle, 12’si köy); Balıkesir’de 13 (2’si mahalle, 11’i köy); Burdur’da 2 (1’i mahalle, 1’i köy); Çanakkale’de 20 (12’si mahalle, 8’i köy); Denizli’de 5 (3’ü mahalle, 2’si köy); Gaziantep’te 1 (köy); Isparta’da 3 (3’ü de mahalle); İzmir’de 23 (11’i mahalle, 12’si köy); Manisa’da 12 (2’si mahalle, 10’u köy); Mersin’de 29 (17’si mahalle, 12’si köy) ve son olarak da Muğla’da 9 (3’ü mahalle, 6’sı köy) yerleşim birimi belirlenmiştir. Söz konusu merkezler öncelikle merkeze bağlı mahalle ve köyler, ardından ilçelere bağlı mahalle ve köyler olmak üzere alfabetik olarak tablo halinde makalenin sonunda yer almaktadır. İllere göre verilen bu yerleşim birimlerinin sayısı saha çalışmaları neticesinde daha da arttırılabilecektir.

Kaynakça AKDAĞ, M. (1995). Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi. C.I (1243-1453). İstanbul: Cem Yayınevi. ATABEYLİ, N. K. (1940). “Antalya Tahtacılarına Dair Notlar”. Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, S.IV:203-212. ATALAY, B. (1340). Bektaşilik ve Edebiyatı. İstanbul: Matbaa-i âmiret. BİRDOĞAN, N. (1995a). İttihat-Tekakki’nin Alevilik Bektaşilik Araştırması (Baha Said Bey). 2.b. İstanbul: Berfin Yayınları. BİRDOĞAN, N. (1995b). Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevîlik. 3.b. İstanbul: Berfin Yayınları. ÇAĞATAY, N. (1993). “Tahtacılar”. İslâm Ansiklopedisi. C.11, Millî Eğitim Basımevi: 669- 672. ÇAKIR, S. (1996). Kargalı: İmam Caferi-Tahtacı Alevi-Köyü”. Türk Halk Kültürü Araştırmaları. Ankara: KB HAGEM Yayınları: 12-35. ÇIBLAK, N. (2005). Mersin Tahtacıları, Halkbilimi Araştırması. Ankara: Ürün Yayınları. ENGİN, İ. (1993). Akçaeniş Tahtacılarında Dinin ve Dinî Örgütlenmenin Günlük Yaşama Etkisi. Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. ENGİN, İ. (1998). Tahtacılar. İstanbul: Ant Yayınları. HASLUCK, F. W. (1993). Christianity and Islam under the Sultans. Vol. I New York: Octagon Books. İBN BİBİ (1996). El Evamirü’l-Ala’iye Fi’l-Umuri’l-Ala’iye (Selçuk-name) II. Çeviren: Mürsel Öztürk. Ankara: KB Yayınları. KEHL, K. (1995). “Tahtacı Geleneklerinde İslam Dışı Öğeler”. 1. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo – Kültürel Yapısı (Tahtacılar) Sempozyumu Bildirileri. 26- 27 Nisan 1993 Antalya. Ankara: KB HAGEM Yayınları: 107-114. KEHL, K. (1998). Die Tahtacı Vorläufiger Bericht über eine ethnisch – religiöse Gruppe traditioneller Holzarbeiter in Anatolien. Berlin: Verlag das Arabische Buch. KÜÇÜK, M. (1995). Horasan’dan İzmir Kıyılarına Cemaat-ı Tahtacıyan. İstanbul: Nefes Yayınları. ÖZBAYRI, K. (1972). Tahtacılar ve Yörükler. Çev.Hatice Gönnet. Paris. SÜLEYMAN FİKRİ (1927). “Anadolu’nun Dinî Etnografyası: Teke Vilâyetinde Tahtacılar”. Türk Yurdu, S.29: 477-489. SÜMER, F. (1962). “Ağaç-Eriler”. Belleten, C.XXVI, S.103: 521-528. SÜMER, F. (1992). Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü. Ankara: .K. Yayınları. SÜMER, F. (1998). “Ağaçeriler”. TDV İslam Ansiklopedisi, C.1: 460-461. TOGAN, A. Zeki Velidî (1981). Umumî Türk Tarihi’ne Giriş. C.I, 3.b. İstanbul: Enderun Kitabevi. TOROS, T. (1938). Toroslarda Tahtacı Oymakları. Mersin: Mersin Halkevi Basımevi.

 


11.12.2020

Okunma Sayısı: 1261


3.238.72.122








DİĞER HABERLER

Site Editöründen Mesaj
Aidat Borcu Sorgulama
Son Ziyaretçi Yorumları
Mustafa AVCı
Ahmet bey, Ankara da yaşıyorum, hava soğuk dışarı çıkmak zor. Klavyeye Kükür yazdım çıkan bağlantılardan sizin sayfanıza tesadüfen ulaştım. Yani sizin bu sayfayı şimdi görmüş oldum. Geç kalmışım, bir Kükür'lü olarak sizi yüz yüze de tanımak isterim. Kükür ile ilgili bilgiler için teşekkürler.

Hüseyin TURUL
Değerli Hemşehrim Ahmet Doğan Bey , sizlerede daha öncede yazdım , iletişim kurmaya çalıştım ama cevap alamadım. Umarım Anamur için çabalarınızın meyvesini allırsınız , bende çok uğraştım birşeyler katalım Anamur'a diye ama algısız veya beceriksiz önetimlerden dolayı maalesef başarısız olduk. Umarım hayırlı olur.

İlhan parmak
Hayırlı olsun


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Günlük Gazeteler

 

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Dernek Sitesi | Köy Sitesi


Top